SON DAKİKA

musterihizmetleritelefonu

Resmin büyük halini görmek için tıklayın

06 Eylül 2026 - 23:48 'de eklendi ve kez görüntülendi.
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.

Eşim beni ve 6 kızımızı zengin patronu için terk etti.

“Bugün buraya gelip babamın bizi senden uzak tuttuğunu söyledin. Oysa biz büyürken seni bekleyen çocuklardık. Sen gelmedin.”

Cem’in yüzü de değişmişti.

Az önce kendinden emin görünen adam şimdi sandalyesinde huzursuzca oturuyordu.

Ece kutudan ikinci bir şey çıkardı.

Küçük, eski bir telefon.

“Bunu da buldum.”

Selin’in yüzü bembeyaz oldu.

“Bunu nereden buldun?”

“Babamın eski eşyalarının arasında.”

Ece telefonu elinde çevirdi.

“İçinde senin yıllar önce gönderdiğin mesajların kayıtları var.”

Salon yeniden sessizleşti.

Ben yerimden kalkmadım.

Çünkü Ece’nin ne yapacağını biliyor değildim.

Kızım bana daha önce bu telefon hakkında hiçbir şey söylememişti.

Ece ekrana baktı.

“Anne, sen bize gerçekten ulaşmaya çalıştığını mı düşünüyorsun?”

Selin hemen cevap verdi.

“Ben sizinle iletişim kurmak istedim. Babanız izin vermedi.”

Ece acı bir gülümsemeyle başını salladı.

“Babam izin vermedi mi?”

Sonra telefonun ekranına dokundu.

“Öyleyse şu mesajı da açıklayabilir misin?”

Telefonun sesini açtı.

Selin’in yıllar önce kaydettiği bir sesli mesaj salonda yankılandı.

“Babanızla aranızdaki meseleleri çözene kadar görüşmemizin doğru olduğunu düşünmüyorum. Ben yeni bir hayat kurdum. Lütfen beni zor durumda bırakmayın.”

Selin gözlerini kapattı.

Cem başını öne eğdi.

Ben ise o sesi duyduğumda yıllardır içimde taşıdığım bir ağırlığın yeniden yer değiştirdiğini hissettim.

Ece kaydı durdurdu.

“Bize gönderdiğin mesajların çoğu böyleydi.”

Selin ayağa kalktı.

“Ben o zamanlar çok gençtim. Hatalar yaptım.”

“On üç yaşındaki bir çocuktan daha mı gençtin?” diye sordu Ece.

Selin cevap veremedi.

Ece’nin gözleri dolmuştu ama ağlamıyordu….

“Sen giderken ben on üç yaşındaydım. Duru dokuz aylıktı. Diğer kardeşlerim senden daha küçüktü. O gece babamın ne yapacağını bilmediğini gördüm. Ama yine de bizi bırakmadı.”

Ben başımı eğdim.

O geceyi hatırlamak hâlâ zordu.

İlk haftalar özellikle zordu.

Altı kız çocuğuyla bir evin bütün sorumluluğu üzerime kalmıştı. İşe gidiyor, eve dönüyor, yemek yapıyor, çamaşır yıkıyor, saçlarını örüyor, ödevlerine yardım ediyor, gece ağlayan çocukların başında sabahlıyordum.

Bazen mutfakta tek başıma ağladığım olurdu.

Ama kızlarımın yanında güçlü görünmeye çalışırdım.

Çünkü onların zaten yeterince korkusu vardı.

Ece kutunun içinden son bir şey çıkardı.

Küçük, pembe bir battaniyeydi.

Duru’nun bebekken kullandığı battaniye.

“Bunu da hatırlıyor musun?”

Selin’in gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı.

“Duru doğduğunda bunu sen almıştın.”

Ece battaniyeyi kutuya geri koydu.

“Babam yıllarca sakladı.”

Sonra bana baktı.

“Baba, bunu sen anlat.”

Boğazım düğümlendi.

Ayağa kalktım.

“Anneniz gittikten sonra ilk gece Duru hiç susmadı,” dedim. “Saatlerce ağladı. Ben de onu bu battaniyeye sardım. Sabaha kadar kucağımda tuttum.”

Selin gözlerini benden kaçırdı.

“Ertesi sabah işe gitmem gerekiyordu. Ama önce altı kızımı okula hazırladım. O gün kendime bir söz verdim.”

Duraksadım.

“Bir daha hiçbiriniz kendinizi terk edilmiş hissetmeyecektiniz.”

Salondaki bazı konuklar ağlıyordu.

Ama benim için o an geçmişi anlatmaktan çok daha fazlasıydı.

Kızlarımın büyüdüğünü ilk kez bu kadar net hissediyordum.

Ece yanıma geldi.

“Ve tuttu,” dedi.

Sonra annesine döndü.

“Baba bize hiçbir zaman seni kötülemedi. Hatta yıllarca seni savundu.”

Selin şaşkınlıkla bana baktı.

“Beni mi savundun?”

“Evet,” dedim. “Çünkü çocukların annelerinden nefret ederek büyümelerini istemedim.”

Selin ağlamaya başladı.

Ama Ece’nin söyleyecekleri henüz bitmemişti.

“Fakat bugün burada babamı suçlayınca, artık sessiz kalamazdım.”

Cem sonunda ayağa kalktı.

“Selin, bence artık gitmeliyiz.”

Selin ona baktı.

“Sen neden gidiyorsun?”

Cem cevap vermedi.

Ece araya girdi.

“Çünkü onun ailesiyle ilgili gerçekleri duymaktan hoşlanmıyor.”

Cem’in yüzü gerildi.

Ben şaşkınlıkla Ece’ye baktım.

Ece bana küçük bir bakış attı.

“Baba, bunu da sana söylemedim.”

Sonra masanın üzerinden bir zarf aldı.

“Düğünden önce Cem’in kızlarından biri benimle iletişime geçti.”

Cem’in yüzü değişti.

“Ne?”

Ece zarfı açtı.

“Bana, annemin babamla birlikteyken sana ve bize söylediği bazı şeyleri anlattı.”

Selin başını kaldırdı.

“Bunu yapamazsın.”

Ece sakin bir şekilde cevap verdi.

“Yapabilirim. Çünkü bugün senin yıllar önce yaptığın şeyi yapmayacağım. Kimseyi geride bırakmayacağım.”

Sonra zarfı kapattı.

“Ama bunu herkesin önünde açıklamayacağım. Çünkü intikam almak istemiyorum.”

Bu söz beni derinden etkiledi.

Ece annesine baktı.

“Ben sadece gerçeğin bilinmesini istedim.”

Selin gözyaşları içinde bana yaklaştı.

“Murat…”

Elimi kaldırdım.

“Benden özür dileme.”

Şaşırdı.

“Öyle mi?”

“Çünkü benim affetmem gereken kişi sen değilsin.”

Kızlarıma baktım.

“On beş yıl boyunca onların kaybettiği zamanı geri getiremem.”

Selin başını eğdi.

“Peki şimdi ne yapacağım?”

Ece bir süre onu izledi.

“Anne,” dedi sonunda, “bugün burada seni affetmeye söz vermiyorum. Çünkü affetmek bir düğün hediyesi değildir. Yıllar boyunca kazanılması gereken bir şeydir.”

Selin ağlayarak başını salladı.

Ece devam etti:

“Ama eğer gerçekten annemiz olmak istiyorsan, ilk kez bir şey yapabilirsin.”

“Nedir?”

“Kal.”

Bu tek kelime salonda yankılandı.

Selin gözlerini kaldırdı.

Ece ona doğru bir adım attı….

“Bu kez valizlerini alıp gitme. Bizi görmek istiyorsan gerçekten gör. Hastalandığımızda ara. Doğum günlerimizi hatırla. Torunların olursa onların hayatında ol. Ama geçmişi değiştirmeye çalışma.”

Selin ağlayarak başını salladı.

“Deneyeceğim.”

Ece hafifçe gülümsedi.

“Hayır anne. Denemek değil. Gel.”

Sonra ona sarıldı.

Kısa sürdü.

Ama gerçekti.

Diğer kızlarım da yavaş yavaş yanımıza geldi.

Bazıları Selin’e sarıldı, bazıları sadece uzaktan baktı.

Herkesin vereceği karar farklıydı.

Ve buna saygı duydum.

O gece düğün devam etti.

Müzik yeniden çalmaya başladı.

Ece ve eşi ilk danslarını ederken ben salonun kenarında onları izledim.

Bir süre sonra Ece yanıma geldi.

“Baba.”

“Efendim?”

“Mutlu musun?”

Gülümsedim.

“Çok.”

“Annem yüzünden değil, değil mi?”

Başımı salladım.

“Hayır kızım. Senin yüzünden.”

Ece başını omzuma yasladı.

Ben de saçlarını okşadım.

Yıllar önce altı kızımla birlikte tek başıma kaldığım o ev aklıma geldi.

O zaman geleceğin nasıl olacağını bilmiyordum.

Sadece bir şeyden emindim:

Onları bırakmayacaktım.

Yıllar sonra anladım ki bazen hayat insanın elinden birini alırken aslında ona başka bir şey verir.

Ben eşimi kaybetmiştim.

Ama altı kızımın güvenini kazanmıştım.

Ve o gece, kızımın düğününde, geçmişin hesabı kapanmadı.

Sadece geçmişin artık geleceğimizi yönetmesine izin vermemeye karar verdik.

Çünkü bazı yaralar tamamen iyileşmez.

Ama insan, o yaralarla yaşamayı öğrenebilir.

Ve bazen bir ailenin yeniden kurulması için gereken şey, geçmişi silmek değil…

Birbirini bir daha terk etmemeye söz vermektir.

POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
SON DAKİKA