21:14 - Nasırla Mücadelede Bitkisel Tedavi Yöntemleri
21:12 - Mısır Unu İle Güzellik Maskesi
21:11 - Kuru Üzüm Cilt Maskesi Nasıl Yapılır?
21:10 - Kronik Stres Bozukluğu ve Tedavisi
21:08 - Kredi notu sistem tarafından ne zaman güncellenir?
19:19 - Kış Makyajı Bakın Nasıl Yapılır Sizler İçin Öneriler
19:17 - İyi Güzel Bir Ruj İçin Ne Yapılmalı?
19:16 - HMF nedir? Bakın Neden önemlidir?
19:15 - Güne Erken Başlamak
19:13 - Göz Kapaklarının Şişmesinin Nedeni Rahatsızlığı Nedir?
Bölüm 1 Hastane odasındaki beyaz yatakta Arda gözlerini açtığında, çenesi tellerle sabitlenmişti, yüzü tanınmayacak kadar şişmişti ve annesi kulağına fısıldıyordu: “Herkese merdivenden düştüğünü söyle.” 23 yaşındaki Arda Yılmaz, İstanbul’un Fatih ilçesinde ailesiyle yaşıyordu. Mühendislik son sınıf öğrencisiydi ve geceleri online işler yaparak babasına destek olmaya çalışıyordu. Babası Mehmet Yılmaz 52 yaşındaydı; inşaat şantiyelerinde saha sorumlusu olarak çalışıyordu. Sabah 6’da evden çıkar, gün boyu toz, çimento ve yorgunluk içinde çalışır, gece geç saatte eve dönerdi. Yine de kapıdan girer girmez ilk sorduğu şey hep aynı olurdu:
“Arda yemek yedi mi?” Annesi Elif Yılmaz 49 yaşındaydı, evin düzenini sağlardı. Mehmet hep, tüm hayatını Elif hiçbir şeye muhtaç olmasın diye çalışarak geçirdiğini söylerdi. Mahallede insanlar onları örnek bir çift olarak görürdü. Kandil gecelerinde Mehmet Elif’e özel hediyeler alır, bayramlarda evi birlikte temizler, maaşının büyük kısmını her ay Elif’e teslim ederdi. Arda, evlerinin küçük ama sağlam bir aile olduğunu düşünürdü. Ama bir salı günü, o evin duvarlarından tüm renkleri söküp aldı. O gün üniversitedeki proje toplantısı iptal olunca Arda, annesine sıcak poğaça götürmeyi düşündü.
Babası şehir dışındaydı, Esenyurt tarafındaki bir şantiyedeydi. Elif sık sık Mehmet yokken evin çok boş olduğunu söylerdi. Arda saat 1 civarı eve vardı. Sokağın başında siyah bir SUV park etmişti. Dikkat etmedi; belki bir usta gelmiştir, belki bir akraba diye düşündü. Sessizce içeri girdi. Annesini mutlu edip şaşırtma niyetindeydi. Ama yukarıdan sesler geldi. Bunlar sıradan sesler değildi. Boğuk kahkahalar, yatak gıcırtısı ve bir evladın annesinin odasından duymaması gereken nefesler… Arda’nın elindeki poğaça kutusu neredeyse düştü. İçine buz dolmuş gibi hissetti. Merdivenleri çıktı; her adım kulaklarında bir çekiç gibi vuruyordu. Anne-babasının odasının kapısı aralıktı. Arda kapıyı itti. İçeride Elif vardı. Mehmet’in her gece yorgunluktan çöktüğü yatakta, yanında Murat Çelik duruyordu. Yaklaşık 40’larının ortasında, iri yapılı, altın zincirli, pahalı parfüm kokan ve yüzünde utanç değil, rahat bir kibir taşıyan bir adam… Elif çığlık atıp çarşafı üstüne çekti. Murat yavaşça doğruldu, sanki ev ona aitmiş gibi. “Sen kimsin?” dedi sertçe. Arda’nın kanı beynine sıçradı. “Burası benim evim! Sen kimsin?” Murat kaşlarını çattı. Arda bir anlığına duraksamadı bile—babasının emeğini, ailesinin düzenini korumak için üzerine atıldı. Yumruğu Murat’ın omzuna geldi ama Murat kıpırdamadı. Bir anda Arda’nın boğazını yakaladı ve sert bir yumrukla yüzüne vurdu. Çatlama sesi önce duyuldu, acı sonra geldi. Arda yere düştü. Gözleri karardı. Devamını Okumak İçin..Ayrıntılar diğer sayfada haberimiz detayındadır..HABERİN DEVAMINI OKUMAK İÇİN FOTOĞRAF ÜZERİNDEN DİĞER SAYFAYA GEÇİŞ YAPINIZ.