21:14 - Nasırla Mücadelede Bitkisel Tedavi Yöntemleri
21:12 - Mısır Unu İle Güzellik Maskesi
21:11 - Kuru Üzüm Cilt Maskesi Nasıl Yapılır?
21:10 - Kronik Stres Bozukluğu ve Tedavisi
21:08 - Kredi notu sistem tarafından ne zaman güncellenir?
19:19 - Kış Makyajı Bakın Nasıl Yapılır Sizler İçin Öneriler
19:17 - İyi Güzel Bir Ruj İçin Ne Yapılmalı?
19:16 - HMF nedir? Bakın Neden önemlidir?
19:15 - Güne Erken Başlamak
19:13 - Göz Kapaklarının Şişmesinin Nedeni Rahatsızlığı Nedir?
Bunu imzalamamı istedi.”
Kâğıtta, benim evden ayrılmam halinde Şule’nin ve çocuğun tüm mal varlığı üzerinde hak sahibi olacağı yazıyordu.
Fakat bir ayrıntı vardı.
Evin tapusu benim üzerimeydi.
Ahmet yıllar önce evin büyük bölümünü benim adıma devretmişti. Çünkü ailesinden kalan mirasın bazı hukuki sorunları vardı. Ben ise bunun sadece geçici bir işlem olduğunu sanmıştım.
Ahmet, Şule’ye yalan söylemişti.
“Bu ev benim,” diyordu.
Oysa değildi.
Şule gözyaşları içinde, “Beni de kullanmış,” dedi.
O gece ikimiz bir karar verdik.
Ahmet’a hiçbir şey belli etmeyecektik.
Doğumdan iki hafta sonra Şule sağlıklı bir erkek çocuk dünyaya getirdi. Ahmet hastanede sevinçten havalara uçuyordu.
Fakat eve döndüğümüzde onu büyük bir sürpriz bekliyordu.
Kapının önünde bir avukat ve noter vardı.
Ahmet beni görünce şaşırdı.
“Bunlar ne?”
Sakin bir şekilde cevap verdim:
“Senin yıllardır benim üzerime kuma getirerek beni evimden çıkarmaya çalıştığın kadın, bugün senin planını bozdu.”
Şule bebeğiyle arkamda duruyordu.
Ahmet’ın yüzü bembeyaz oldu.
Avukat, evin tapusunu ve diğer belgeleri önüne koydu.
“Bu ev Nermin Hanım’a aittir. Ayrıca müvekkilinizin Şule Hanım’a sunduğu belgelerde ciddi usulsüzlükler tespit edildi.”
Ahmet bana öfkeyle baktı.
“Sen bunu nasıl yaparsın?”
İlk kez gözlerinin içine korkmadan baktım.
“Bana yaptığın şeyi geri çevirdim.”
Şule de yanına yaklaşıp bebeğini kucağına verdi.
“Ben senin çocuğunun annesiyim. Ama senin oyuncağın değilim.”
Ahmet o gün evden ayrıldı.
Bir daha da dönmedi.
Şule ise gitmedi.
Aylar geçti.
Aynı evde iki kadın ve bir çocuk olarak yaşamaya devam ettik. Ama artık aramızda “kuma” diye bir kelime yoktu.
Bir gün Şule bana çay uzatırken gülümsedi.
“Hayatımın en büyük kötülüğünün beni seninle tanıştıracağını söyleseler inanmazdım.”
Ben de bebeği kucağıma alıp alnından öptüm.
“Bazen insanın karşısına düşman diye çıkarılan kişi, aslında en zor gününde yanında duran tek insan olur.”
Ahmet bizi birbirimize düşürerek kazanacağını sanmıştı.
Oysa kaybettiği şey sadece bir evlilik değildi.
İki kadının birbirine düşman olacağına güvenerek kurduğu bütün düzen, dayanışmamız karşısında yıkılmıştı.
Ve ben yıllar sonra ilk kez şunu anlamıştım:
Bir kadının değerini, bir erkeğin ona biçtiği yer değil; kendi ayakları üzerinde durduğu hayat belirler.
O evde artık kimse kimsenin “kuması” değildi.
Biz sadece aynı adam tarafından yaralanmış, ama sonunda birbirimizi iyileştirmeyi seçmiş iki kadındık.