21:14 - Nasırla Mücadelede Bitkisel Tedavi Yöntemleri
21:12 - Mısır Unu İle Güzellik Maskesi
21:11 - Kuru Üzüm Cilt Maskesi Nasıl Yapılır?
21:10 - Kronik Stres Bozukluğu ve Tedavisi
21:08 - Kredi notu sistem tarafından ne zaman güncellenir?
19:19 - Kış Makyajı Bakın Nasıl Yapılır Sizler İçin Öneriler
19:17 - İyi Güzel Bir Ruj İçin Ne Yapılmalı?
19:16 - HMF nedir? Bakın Neden önemlidir?
19:15 - Güne Erken Başlamak
19:13 - Göz Kapaklarının Şişmesinin Nedeni Rahatsızlığı Nedir?
“Böyle konuşmayın,” demiştim.
Gülümsedi.
“Bana anne demedin hiç.”
Şaşırmıştım.
“Saygımdan.”
“Ben seni gelinimden çok kızım gibi gördüm.”
O anda gözleri dolmuştu.
Sonra beklemediğim bir şey söylemişti:
“Bir gün Eray sana çok kızarsa, onun öfkesinden korkma. Bazen insan kaybettiği şeyi ancak elinden tamamen gidince fark eder.”
İşte şimdi o cümlenin anlamı yavaş yavaş ortaya çıkıyordu.
Eray bir anda koltuğa oturdu.
Öfkesi hâlâ dinmemişti ama ses tonu değişmişti.
“Annem benim öz annemdi,” dedi. “Bunu bana nasıl yapar?”
Ben belgeleri tekrar masaya bıraktım.
“Belki mesele sana ne yaptığı değildir.”
“Ne demek istiyorsun?”
“Belki mesele senin ona ne yaptığındır.”
Eray ayağa fırladı.
“Ben anneme hiçbir şey yapmadım!”
“Hayır. Sadece onu yalnız bıraktın.”
Yüzü gerildi.
“Çalışıyordum.”
“Her gün mü?”
Cevap vermedi.
“Her akşam mı?”
Sessizlik.
“Annen kemoterapiden çıktıktan sonra saatlerce kusarken neredeydin?”
“İşim vardı.”
“Gece ateşi kırk dereceye çıktığında?”
Eray gözlerini kaçırdı.
“Doktor kontrolünden dönerken arabada ağladığında?”
Artık yüzüme bakmıyordu.
Devam ettim.
“Son günlerinde yanında olmak yerine kardeşimle beraberdin.”
Bu söz üzerine başını kaldırdı.
“Sen anneme söyledin.”
“Hayır.”
“Yalan söyleme!”
“Ben söylemedim.”
Gerçekten de söylememiştim.
Gönül’ün son günlerini acıyla geçirmek istemediğim için ihaneti ondan saklamıştım.
Ama şimdi başka bir soru vardı….
Peki Gönül nasıl öğrenmişti?
Eray da aynı şeyi düşünmüş olmalıydı.
“Peki nereden öğrendi?”
Tam cevap veremeden telefonum çaldı.
Bilinmeyen bir numaraydı.
Normalde açmazdım.
Ama o gün içimde garip bir his vardı.
“Alo?”
Karşıdaki adam kendisini tanıttı.
Gönül’ün avukatıydı.
“Hanımefendi,” dedi, “size ulaşmaya çalışıyordum. Bugün mirasla ilgili resmi görüşmemizi yapmamız gerekiyor.”
Eray hemen yanıma yaklaştı.
Hoparlörü açmamı işaret etti.
Açmadım.
“Bir şey sormak istiyorum,” dedim.
“Elbette.”
“Gönül Hanım oğlunun… beni aldattığını biliyor muydu?”
Telefondaki adam birkaç saniye sustu.
“Bu konuda size bırakılmış bir mektup var.”
Boğazım düğümlendi.
“Ne mektubu?”
“Özellikle sizin okumanızı istedi.”
Eray artık dayanamadı.
Telefonu elimden almaya çalıştı.
Geri çekildim.
Avukat adresini verdi.
Bir saat sonra ofisindeydik.
Eray’ın gelmesini istememiştim ama peşimden ayrılmamıştı.
Avukat bizi görünce şaşırmadı.
Sanki bunu bekliyormuş gibiydi.
Masasının çekmecesinden iki zarf çıkardı.
Birinin üzerinde benim adım vardı.
Diğerinde Eray’ın.
“Anneniz,” dedi Eray’a bakarak, “bu mektupların miras açıklamasından sonra verilmesini istedi.”
Eray kendi zarfını aldı.
Ben de benimkini.
Ellerim titreyerek açtım.
Gönül’ün el yazısıydı.
“Canım kızım,” diye başlıyordu.
İlk satırda bile gözlerim doldu.
“Eğer bunu okuyorsan, ben artık yokum. Sana teşekkür etmek için kelimeler yetmez. Oğlumun yapması gereken her şeyi sen yaptın. Hastane koridorlarında elimi sen tuttun. Korktuğum gecelerde yanımda sen vardın.”
Bir an durmak zorunda kaldım.
Sonra devam ettim.
“Eray ve Şebnem’i biliyorum.”
Nefesim kesildi.
Eray da kendi mektubunu okumayı bırakıp bana baktı.
“Nasıl?” diye fısıldadım.
Mektubun sonraki satırları cevabı verdi.
“Bir akşam Eray beni aradı. Telefonu cebinde açık kalmıştı. Önce sesini duydum. Sonra Şebnem’in sesini.”
Gözlerimi kapattım.
Demek bu kadar basitti.
Gönül her şeyi tesadüfen duymuştu.
Mektup devam ediyordu:
“Sana söylemedim. Çünkü sen zaten öğrenmiş gibiydin. Gözlerindeki acıyı fark etmemek mümkün değildi. Ama hiçbir şey söylemeden yine de yanıma gelmeye devam ettin. İşte o gün kararımı verdim.”
Eray bir anda ayağa kalktı.
“Bu saçmalık!”
Avukat sakin bir sesle:
“Lütfen oturun,” dedi.
Ama Eray dinlemedi.
“Annem hastaydı! Sağlıklı düşünemiyordu!”
Avukat masasından başka bir dosya çıkardı.
“Bu iddiayı öngördüğü için vasiyet hazırlanmadan önce iki farklı doktor tarafından zihinsel yeterlilik raporu aldı.”
Eray’ın yüzü düştü.
Avukat devam etti.
“Karar tamamen geçerli.”
Eray bu kez annesinin mektubunu okumaya devam etti.
Bir süre sonra ellerinin titrediğini gördüm.
“Ne yazmış?” diye sordum.
Cevap vermedi.
Mektubu bana uzattı.
Gönül ona şöyle yazmıştı:
“Eray, seni bütün hayatım boyunca sevdim. Hâlâ seviyorum. Ama sevgi, yanlışlarını görmezden gelmek değildir. Ben ölürken sen başka bir hayat kurmakla meşguldün. Üstelik bunu, sana yıllarca sadık kalan karına ihanet ederek yaptın.”
Eray’ın gözleri dolmuştu.
İlk kez onu gerçekten yıkılmış gördüm.
“Benden nefret mi ediyordu?” dedi.
Avukat başını salladı.
“Hayır. Tam tersine.”
Mektubun sonunda şu satırlar vardı:
“Sana para bırakmıyorum çünkü paranın seni değiştirmesinden korkuyorum. Sana daha değerli bir şey bırakıyorum: yaptıklarının sonucuyla yaşama fırsatı.”
Ofiste uzun bir sessizlik oldu.
Sonra Eray bana döndü.
“Evi bana verebilirsin.”
Şaşkınlıkla baktım.
“Ne?”
“Annemin evini. Ben orada büyüdüm.”
“Eray…”
“Senin değil.”
İşte o anda içimde kalan son acı da şekil değiştirdi.
Artık ona kızmıyordum.
Sadece onu tanıyordum.
“Hayır,” dedim.
Yüzü sertleşti.
“Ne demek hayır?”
“Gönül bunu bana bırakmış. Ben onun kararına saygı duyacağım.”
“Benden intikam alıyorsun.”
Başımı salladım.
“Hayır. İntikam alsaydım acı çekmeni isterdim. Ben artık senden hiçbir şey istemiyorum.”
Eray kapıyı çarpıp çıktı.
Birkaç hafta sonra Şebnem’le nişanlarının bozulduğunu öğrendim.
Şebnem, mirasın Eray’a kalmadığını öğrenince tartışmalar başlamış.
Bunu duyduğumda şaşırmadım.
Aylar sonra Gönül’ün evine taşınmadım.
Oraya dönmek bana ağır geliyordu.
Evi sattım.
Paranın bir kısmıyla Gönül’ün tedavi gördüğü hastanenin onkoloji bölümüne bağış yaptım. Kalanıyla da küçük bir ev aldım.
Evi boşaltırken Gönül’ün yatak odasında eski bir fotoğraf buldum.
Düğün günümüzde çekilmişti.
Gönül ortada, Eray ve ben iki yanındaydık.
Fotoğrafın arkasında onun el yazısıyla küçük bir not vardı:
“Bir aileyi kan bağı değil, zor günlerde kimin kaldığı belirler.”
Uzun süre o cümleye baktım.
Sonra fotoğrafı çantama koydum.
Eray hayatımdan çıktı.
Şebnem’le uzun süre konuşmadım.
Bazı kırgınlıklar affedilebilir belki, ama unutulmaz.
Yine de zamanla şunu anladım:
Gönül bana yalnızca bir ev ya da para bırakmamıştı.
Bana, kendimi suçlamadan geçmişi geride bırakma izni vermişti.
Çünkü ihanete uğradığım gün hayatımın bittiğini sanmıştım.
Oysa aslında biten yalnızca yanlış insanlarla kurduğum hayattı.
Yeni evimin anahtarını ilk kez kapıya soktuğum gün derin bir nefes aldım.
İçeride kimse yoktu.
Sessizlik vardı.
Ama bu kez o sessizlik yalnızlık gibi gelmedi.
Huzur gibiydi.
Gönül’ün fotoğrafını salondaki küçük rafın üzerine koydum ve usulca:
“Merak etme,” dedim. “Bu kez kendime iyi bakacağım.”
Sonra pencereyi açtım.
İçeri temiz hava dolarken aylar sonra ilk kez yüzümde gerçek bir gülümseme vardı.
Çünkü bazı insanlar hayatımıza sonsuza kadar kalmak için girmez.
Bazıları bize, ne zaman gitmemiz gerektiğini öğretmek için gelir.