21:14 - Nasırla Mücadelede Bitkisel Tedavi Yöntemleri
21:12 - Mısır Unu İle Güzellik Maskesi
21:11 - Kuru Üzüm Cilt Maskesi Nasıl Yapılır?
21:10 - Kronik Stres Bozukluğu ve Tedavisi
21:08 - Kredi notu sistem tarafından ne zaman güncellenir?
19:19 - Kış Makyajı Bakın Nasıl Yapılır Sizler İçin Öneriler
19:17 - İyi Güzel Bir Ruj İçin Ne Yapılmalı?
19:16 - HMF nedir? Bakın Neden önemlidir?
19:15 - Güne Erken Başlamak
19:13 - Göz Kapaklarının Şişmesinin Nedeni Rahatsızlığı Nedir?
“Bu işaretin yeniden ortaya çıkması imkânsızdı… Çünkü onu taşıyan son kişinin yıllar önce öldüğünü sanıyorduk.”
Doktorun ağzından çıkan bu sözlerden sonra odadaki herkes sustu.
Kollarımdaki bebeği biraz daha kendime çektim.
“Ne demek istiyorsunuz?” diye sordum. “Bu sadece bir doğum lekesi değil mi?”
Yaşlı doktor cevap vermedi.
Gözlerini bebeğin sırtından ayırmadan birkaç adım yaklaştı. Kürek kemiğinin hemen altında, yarım ay biçiminde koyu kırmızı bir leke vardı. İlk bakışta sıradan görünüyordu. Ama lekenin tam ortasında, açık renkli ince bir çizgi vardı.
Burak’ın neden böylesine korktuğunu hâlâ anlayamıyordum.
Ta ki doktor başını kaldırıp bana bakana kadar.
“Annenizin sırtında da aynı işaret vardı.”
Nefesim kesildi.
Burak yüzünü ellerinin arasına aldı.
Ceyda ise şaşkınlıkla kocasına döndü.
“Sen bunu biliyor muydun?”
Burak cevap vermedi.
“Burak!” diye bağırdı Ceyda. “Bana neyi anlatmadın?”
Kardeşim sonunda başını kaldırdı.
Gözleri dolmuştu.
“Annemiz öldüğünde ben on yedi yaşındaydım,” dedi. “Sen de hatırlıyorsun.”
Başımı salladım.
Nasıl unutabilirdim?
Babamızı bir trafik kazasında kaybetmemizden yalnızca sekiz ay sonra annemiz de geçirdiği ani bir rahatsızlık sonucu hayatını kaybetmişti. Hastaneye kaldırıldığını öğrenmiş, ama biz yanına yetişemeden öldüğünü söylemişlerdi.
Burak devam etti.
“Cenazeden birkaç gün sonra annemin eşyalarını toplarken bazı belgeler buldum.”
“Ne belgeleri?”
“Doğum kayıtları.”
Kaşlarımı çattım.
“Bizim doğum kayıtlarımız mı?”
“Hayır.”
Burak’ın dudakları titredi.
“Başka bir bebeğe ait.”
İçimde açıklayamadığım bir ürperti dolaştı.
Doktor bir sandalye çekip oturdu.
“Bence artık her şeyi anlatmanın zamanı geldi,” dedi.
Onun yüzüne baktım.
“Annemizi tanıyor muydunuz?”
“Ben sizi dünyaya getiren doktordum.”
Odanın içindeki hava ağırlaştı.
Doktor yıllardır taşıdığı belli olan bir yükü bırakır gibi derin bir nefes aldı.
“Anneniz ikizlere hamileydi. Ancak doğum sırasında ciddi komplikasyonlar yaşandı. Siz ikiniz sağlıklı doğdunuz. Aynı gece hastanede başka bir kadın da bir kız çocuğu dünyaya getirdi.”
“Bunun bizimle ne ilgisi var?”
Doktor gözlerini yere indirdi.
“Çok ilgisi var.”
Burak sandalyesine çöktü.
Doktor devam etti.
“O gece hastanenin elektrik sisteminde büyük bir arıza yaşandı. Eski kayıt sistemleri çöktü. Doğum servisi karıştı. Ancak asıl sorun bundan sonra başladı.”
Kalbim hızlandı.
“Ne oldu?”
“Diğer bebeğin annesi doğumdan kısa süre sonra hayatını kaybetti. Bebeğin babası ortada yoktu. Fakat hastane yönetiminden biri çok büyük bir hata yaptı.”
Bir süre konuşamadı.
“Bebeğin kimlik bilekliği sizin kayıtlarınızla karıştı.”
Ceyda ağzını kapattı.
“Bir bebek mi karıştırıldı?”
Doktor başını iki yana salladı.
“Hayır. Olay fark edildi. Fakat birkaç saat sonra.”
“Peki sonra?”
“Anneniz gerçeği öğrendiğinde o bebeği görmüştü. Kimsenin gelip onu almayacağını öğrendi. Çocuğun koruma altına alınacağını söylediler.”
Doktor gözlerini bana çevirdi.
“Anneniz o bebeğin hayatından hiçbir zaman tamamen çıkmadı.”
Ne söylediğini anlamaya çalışıyordum.
“Yani annemiz gizlice başka bir çocukla mı ilgileniyordu?”
“Evet.”
Burak hıçkırarak nefes aldı….
“Adı Gökçe’ydi.”
O ismi duyduğumda başımı hızla kardeşime çevirdim.
Çünkü o ismi biliyordum.
Çocukluğumuzdan hatırladığım silik bir yüz bir anda zihnimde canlandı.
Annemizin ara sıra ziyaret ettiğimiz, “uzak bir akrabanın kızı” dediği küçük bir kız vardı.
Benden birkaç yaş büyüktü.
Uzun siyah saçları vardı.
Ve yaz aylarında yüzmeye gittiğimiz bir gün sırtında aynı kırmızı lekeyi görmüştüm.
“Gökçe…” diye fısıldadım.
Doktor başını salladı.
“Anneniz onunla yıllarca ilgilendi. Eğitim masraflarını ödedi. Kimseye nedenini anlatmadı. Hastanedeki karışıklık yüzünden kendisini suçlu hissediyordu.”
“Peki Gökçe’ye ne oldu?”
Bu kez Burak cevap verdi.
“Yirmi iki yaşındayken öldüğünü söylediler.”
“Kim söyledi?”
“Annem.”
O anda bir şey yerine oturmuyordu.
Bebeğe baktım.
Sonra Burak’a.
“Bir dakika. Bu leke Gökçe’de de varsa bunun bizim bebeğimizle ne ilgisi var?”
Ceyda’nın yüzü birden değişti.
Bana değil, Burak’a bakıyordu.
“Evet,” dedi. “Ne ilgisi var?”
Burak sessiz kaldı.
“Burak?”
Kardeşim gözlerini kapattı.
İşte o an gerçekten korktum.
“Bana kızmayın,” dedi.
Ceyda birkaç adım geriledi.
“Neyi yaptın?”
Burak ellerini birbirine kenetledi.
“Yıllar önce çocuk sahibi olamayabileceğimi öğrendiğimde bunu kimseye söylemedim.”
Ceyda’nın yüzünden kan çekildi.
“Ne?”
“Doktorlar ihtimalin çok düşük olduğunu söyledi. Sana anlatmaya korktum.”
“Biz yıllarca tedavi gördük!”
“Biliyorum.”
“Peki bu bebek?”
Burak ağlamaya başladı.
“Tüp bebek merkezine verdiğimiz örnekler… Benim örneklerim değildi.”
Odadaki herkes dondu.
Ceyda’nın sesi neredeyse duyulmayacak kadar kısıktı.
“Kimin?”
Burak bana baktı.
“Gökçe’nin oğlunun.”
Başım dönmeye başladı.
“Gökçe’nin… oğlu mu vardı?”
“Evet.”
Burak yıllar önce annemin belgelerini araştırırken Gökçe’nin aslında ölmediğini öğrendiğini anlattı. Gökçe başka bir şehre taşınmış, evlenmiş ve bir erkek çocuk sahibi olmuştu.
Fakat yıllar sonra ağır bir hastalık geçirmişti.
Oğlu Alper, Burak’la iletişime geçmişti.
Burak’ın anlattığına göre ikisi zamanla yakın arkadaş olmuştu.
Sonra Burak korkunç bir karar vermişti.
Kendi çocuk sahibi olma ihtimali neredeyse yokken, Ceyda’nın onu terk etmesinden korkmuş ve Alper’den sperm bağışı istemişti.
Bunu Ceyda’dan gizlemişti.
“Alper kabul etti,” dedi Burak. “Hiçbir zaman ortaya çıkmayacağına söz verdi.”
Ceyda kardeşime tokat attı.
Ses odada yankılandı.
“Bana yıllarca yalan söyledin.”
Burak başını öne eğdi.
“Evet.”
“Peki bebeği görünce neden onu istemediğini söyledin?”
Burak bebeğin sırtındaki lekeye baktı.
“Çünkü Alper bana annesinin sırtında böyle bir işaret olduğunu söylemişti. O an gerçeğin saklanamayacağını anladım.”
“Ve ilk düşündüğün şey kızını terk etmek miydi?”
Burak cevap veremedi.
Ceyda bebeği kollarımdan aldı.
Küçük kız sakinleşmişti. Annesinin göğsüne yaslanmış uyuyordu.
Ceyda uzun süre ona baktı.
Sonra Burak’a döndü.
“Senin biyolojik çocuğun olmayabilir,” dedi. “Ama dokuz ay boyunca onun odasını hazırlayan sendin. İlk ultrasonunda ağlayan sendin. Her gece karnına konuşan sendin.”
Burak ağlıyordu.
“Biliyorum.”
“Hayır. Bilmiyorsun. Çünkü baba olmakla biyolojik baba olmak arasındaki farkı hâlâ anlamamışsın.”
Burak yerinden kalktı.
Bebeğe yaklaşmaya çalıştı ama Ceyda geri çekildi.
“Ona dokunma.”
O gece hastaneden yalnızca üçümüz çıktık.
Ben, Ceyda ve adını Mina koyduğumuz küçük kız.
Burak eve dönemedi.
Ceyda boşanmadı.
Ama onu hemen de affetmedi.
Aylar boyunca ayrı yaşadılar.
Burak terapiye başladı. Yalanının sonuçlarıyla ilk kez gerçekten yüzleşti. Mina’nın hayatına yeniden girebilmek için Ceyda’dan değil, davranışlarıyla kızından hak kazanmaya çalıştı.
Bir yıl sonra Mina’nın ilk doğum gününde hepimiz aynı masadaydık.
Burak pastanın mumunu yakarken elleri titriyordu.
Mina ona doğru uzandı.
Burak onu kucağına aldığında ağlamaya başladı.
Bu kez bebeği bırakmadı.
Yıllarca o kırmızı lekenin ailemizin utancı olduğunu düşündük.
Sonra anladım ki aslında o leke bize utancı değil, gerçeği göstermişti.
Aile, aynı kanı taşımak değildi.
Aile; gerçeği öğrendiğinde kaçmamak, hata yaptığında sorumluluğunu almak ve seni seçme şansı olmayan bir çocuğu her gün yeniden seçmekti.
Mina’nın sırtındaki o küçük işaret yıllar önce saklanan bütün sırları ortaya çıkarmıştı.
Ama sonunda bizi ayırmak yerine bize çok daha önemli bir şeyi öğretmişti:
Bir çocuğun ailesini kan bağı değil, yanında kalmayı seçen insanlar belirler.