21:14 - Nasırla Mücadelede Bitkisel Tedavi Yöntemleri
21:12 - Mısır Unu İle Güzellik Maskesi
21:11 - Kuru Üzüm Cilt Maskesi Nasıl Yapılır?
21:10 - Kronik Stres Bozukluğu ve Tedavisi
21:08 - Kredi notu sistem tarafından ne zaman güncellenir?
19:19 - Kış Makyajı Bakın Nasıl Yapılır Sizler İçin Öneriler
19:17 - İyi Güzel Bir Ruj İçin Ne Yapılmalı?
19:16 - HMF nedir? Bakın Neden önemlidir?
19:15 - Güne Erken Başlamak
19:13 - Göz Kapaklarının Şişmesinin Nedeni Rahatsızlığı Nedir?
Hayatım boyunca babamın kontrolü altında yaşadım. Ama bir hademeyle evlenince her şey değişti. Babam kocamı görünce dizlerinin üzerine çöktü.
Hayatım boyunca babamın kontrolü altında yaşadım. Bana açıkça kötü davranmazdı ama hayata hep çıkar, güç ve hesap üzerinden bakardı.
Onun gözünde ben bir evlat değil, aile çıkarları için kullanılacak bir parçaydım. Benim evleneceğim kişi sevdiğim biri değil, ailemizin gücünü artıracak “doğru kişi” olmalıydı.
Babam sık sık aynı sözleri söylerdi.
“Bir gün bana teşekkür edeceksin. Bu sevgi meselesi değil kızım. Önemli olan sağlam bir gelecek kurmak. Gerçek sevgi, güçlü ve güvenli bir hayatın içinde oluşur.”
Yıllar geçtikçe bu sözler omuzlarıma yük olmaya başladı. Babamın benim için en iyisi dediği şey, beni korumaktan çok beni hapseden bir kafese dönüşmüştü. Ne zaman ailece sofraya otursak konu dönüp dolaşıp benim evliliğime geliyordu.
Bir akşam yemeğinde yine aynı konuşma başladı.
“Anna, sen bizim tek çocuğumuzsun. Ailene karşı sorumlulukların var. Bunu neden anlamıyorsun?”
O gün sabrım tükendi.
Sonbaharın serin bir öğleden sonrasında evden çıktım. O sessiz, soğuk ve bana mezarlığı hatırlatan konaktan uzaklaşmak istiyordum. Nereye gittiğimi bilmeden sokaklarda yürümeye başladım. Sadece biraz nefes almaya ihtiyacım vardı.
Tam o sırada onu gördüm.
Küçük dükkânların önünde yere dökülen yaprakları süpüren genç bir hademe…
Hafifçe aksıyordu ama yaptığı her hareket sakindi. Sanki bulunduğu yere huzur yayıyordu.
Farkına bile varmadan yanına gittim.
“Affedersiniz…” dedim.
Başını kaldırıp bana baktı.
Sessizce bekledi.
Derin bir nefes aldım.
“Benim bir kocaya ihtiyacım var. Bugün benimle evlenir misiniz?”
Kaşlarından biri havaya kalktı.
“Ciddi misiniz?” diye sordu.
“Evet.”
Sesimdeki çaresizliği gizleyemiyordum.
“Sandığınız gibi değil. Bu aşk için değil. İçinde bulunduğum durumdan kurtulmam gerekiyor.”
Beni dikkatle süzdü.
“Yani sahte bir koca arıyorsunuz?”
“Aynen öyle.”
Başımı salladım.
“Bunu bir anlaşma gibi düşünün. Babamın baskısından kurtulmam gerekiyor.”
Telefonumu çıkarıp babamın fotoğrafını gösterdim.
“İşte bu adam.”
Fotoğrafa uzun uzun baktı.
Yüzündeki ifade bir anda değişti.
Sanki onu tanıyordu.
Sonra elini uzattı.
“Ben Ethan.”
Elimi sıktı.
“Bunu gerçekten yapmak istiyor musun?”
“Hayatımda hiç olmadığım kadar ciddiyim.”
Bana birkaç saniye daha baktı.
“Hakkımda hiçbir şey bilmiyorsun. Başını belaya sokabilirim.”
“Bu sadece bir anlaşma.”
“Görevin bitince hayatına devam edebilirsin. Seni rahatsız etmeyeceğim.”
Uzun süre sessiz kaldı.
Sonunda derin bir nefes verdi.
“Peki.”
“Eğer seni bu durumdan kurtaracaksa kabul ediyorum. Ama bir şeye girersem kolay kolay vazgeçen biri değilim.”
İçimde büyük bir rahatlama hissettim.
“Teşekkür ederim Ethan.”
Gülümsedi.
“Galiba biraz deliyim. Ama yaptığımız şey şimdiye kadarki en çılgınca kararım olabilir.”
O gün doğruca belediyeye gittik.
Ne gelinlik vardı…
Ne çiçek…
Ne de düğün.
Sadece imzaladığımız birkaç evrak ve bize şaşkın gözlerle bakan iki nikâh şahidi…
Dışarı çıktığımızda Ethan gülümseyerek bana baktı.
“Artık bu yolda birlikte yürüyeceğiz.”
İşte o an gerçeği fark ettim.
Aynı gün tanıştığım biriyle evlenmiştim.
Sonraki günler beklediğimden farklı geçti.
Ethan’la birlikte kurduğumuz sade hayat bana huzur vermeye başladı.
Bana kendi kahvaltımı hazırlamayı öğretti.
Alışverişi israf etmeden yapmayı öğretti.
Parayı dikkatli harcamayı öğretti.
Sahip olduklarımız azdı ama ilk kez gerçekten özgür hissediyordum.
Babam evlendiğimi öğrenince öfkesinden deliye döndü.
Her saat beni arıyor, kısa ama öfke dolu mesajlar bırakıyordu.
Günlerce cevap vermedim.
Sonunda telefonu açtım.
“Anna! Sen ne yaptığını sanıyorsun?” diye bağırdı.
“Tanımadığın biriyle… Üstelik bir hademeyle evlenmişsin! Aklını mı kaçırdın?”
“Bu benim hayatım baba.”
Sesim titriyordu.
“Senin sorumlulukların var! İnsanlar buna ne diyecek? Yarın geleceğim. O kocanla tanışacağım.”
“Peki.”
Onu sonsuza kadar engelleyemeyeceğimi biliyordum.
Ertesi akşam kapımız çaldı.
Babam her zamanki gibi pahalı takım elbisesiyle içeri girdi.
Küçük evimizi baştan aşağı küçümseyen bakışlarla inceledi.
“Gerçekten burada mı yaşıyorsun Anna?”
“Evet.”
“Burası bizim evimiz.”
Tam o sırada Ethan yanıma geldi.
Babam ona döndü.
“Demek kızımı senin gibi biri kandırdı.”
Ethan sakinliğini hiç bozmadı.
“Hayır efendim.”
“Onun kim olduğunu biliyorum.”
“Ama onun soyadından ya da servetinden daha değerli biri olduğunu da biliyorum.”
Babam alay ederek güldü.
“Ne güzel konuşuyorsun.”
“Parası için evlenmediğini söyleyecek kadar da cesursun.”
Ethan hiç tereddüt etmedi.
“Paranızla ilgilenmiyorum.”
“Ben Anna’yı önemsiyorum.”
Babamın yüzü kıpkırmızı oldu.
“Buna inanmamı mı bekliyorsun?”
“Sen sıradan bir hademesin.”
Ethan sakince cevap verdi.
“Evet.”
“Ben bir hademeyim.”
“Ama dürüstlüğün ne olduğunu biliyorum.”
“Saygının ne olduğunu biliyorum.”
“Ve Anna’nın satranç taşı gibi kullanılmayı hak etmediğini de biliyorum.”
Babam öfkeyle ona baktı.
“Bana saygıyı sen mi öğreteceksin?”
Ethan derin bir nefes aldı.
“Soyadım sana hiçbir şey ifade etmiyor mu?”
“Babamın adı Andrew desem?”
Babamın yüzü değişti.
“Andrew mu?”
“Evet.”
“Yıllar önce birlikte çalıştığın ortağın.”
“Şirketini elinden aldığın adam.”
“Her şeyini kaybettikten sonra geçimini sağlamak için yerleri temizlemek zorunda kalan adam.”
“Ben onun oğluyum.”
Odanın içi sessizliğe büründü.
Babamın yüzünün rengi tamamen solmuştu.
“Bu… mümkün olamaz.”
“Sen gerçekten onun oğlu musun?”
Ethan başını salladı.
“Babam bir daha eski hayatına dönemedi.”
“Ama bana kinle yaşamamayı öğretti.”
“Bugün burada olmamın sebebi de bu.”
Babamın omuzları düştü.
Başını eğdi.
Sonra hiç beklemediğim bir şey yaptı.
Yavaşça Ethan’ın önünde dizlerinin üzerine çöktü.
Gözlerinden yaşlar akıyordu.
“Andrew benim arkadaşımdı.”
“Çaresizdim.”
“Ya o batacaktı ya ben.”
“Ailemi koruduğumu sandım.”
“Ama çok büyük bir hata yaptım.”
“Beni affedin.”
Uzun süre kimse konuşmadı.
Sonra babam bana döndü.
Hayatımda ilk kez yüzünde pişmanlık görüyordum.
“Anna…”
“Seni bu işin içine sürüklemek istememiştim.”
“Sana iyi bir gelecek hazırladığımı sanıyordum.”
Sessizce cevap verdim.
“Ama o geleceği sen seçtin.”
“Ben artık kendi hayatımı seçiyorum.”
Babam hiçbir şey söylemeden arkasını döndü.
Yavaş adımlarla merdivenlerden aşağı indi.
Onun gidişini izlerken hem üzgün hem de huzurluydum.
Aradan birkaç gün geçti.
Hiç haber vermedi.
Sonra bir akşam kapımız yeniden çaldı.
Kapıda yine babam vardı.
Bu kez eskisi gibi güçlü görünmüyordu.
Sessizce Ethan’a baktı.
“Ethan…”
“Senden özür dilemem gerekiyor.”
“Sadece geçmiş için değil.”
“Bugün yaptıklarım için de.”
“Ailene yaşattıklarımı geri alamam.”
“Ama en azından bundan sonra kızıma daha iyi davranabilirim.”
“Artık bunu anlıyorum.”
Ethan gülümsedi.
“Herkes hata yapabilir.”
“Önemli olan, hatadan sonra nasıl bir insan olmayı seçtiğindir.”
Bir hafta sonra küçük bir parkta buluştuk.
Andrew da şehre gelmişti.
Babam heyecanla ellerini ovuşturuyordu.
İki eski dost yıllar sonra ilk kez karşı karşıya geldi.
Babam elini uzattı.
“Andrew…”
“Çok özür dilerim.”
“Geçmişi değiştiremem.”
“Ama yaptıklarımdan gerçekten pişmanım.”
Andrew yavaşça başını salladı.
“O zamanlar ikimiz de farklı insanlardık.”
“Ama iyi biri olmak için hiçbir zaman geç değildir.”
İkisi el sıkıştı.
Yıllardır aralarında duran kırgınlık o anda geride kaldı.
Onlara bakarken şunu anladım.
Artık iki aileyi bir araya getiren şey para, çıkar ya da güç değildi.
Bizi birbirimize bağlayan tek şey affetme cesaretiydi.